Giriş
Osmanlı Devleti için 19. yüzyıl büyük değişim ve dönüşümlere sahne olmuştur. Devlet
bir yandan çağın gerekliliklerini teşkil etmek için çaba sarf ederken bir yandan da iç ve dış
tehditlerle mücadele etmek zorunda kalmıştır. Uluslararası yarışta geride kaldıklarının farkında
olan Osmanlı aydın ve bürokratları uzun soluklu yenileşme hareketlerine girişmişler ve bunu
siyaset, ticaret, sanayi, askeriye, eğitim ve ziraat gibi muhtelif alanlarda yapmaya gayret
göstermişlerdir. Bu hareketlerin belki de en önemlisi anayasallaşma ve parlamento sürecidir.
1876’da ilan edilen Kanun-i Esasî ile Osmanlı Devleti’nde parlamenter sisteme geçiş
sağlandıysa da kısa bir süre sonra meclisin tatil edilmesiyle bu sistem rafa kaldırılmıştır. Böylece
1908 yılına kadar sürecek olan ve istibdat diye adlandırılan bir dönem başlamış, bu dönem İttihat
ve Terakki Cemiyeti’nin II. Meşrutiyeti ilan ettirmesine kadar devam etmiştir.
- II. Meşrutiyet’in İlanını Hazırlayan Sebepler
Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla başlayan anayasal sürece geçiş denemeleri, Genç
Osmanlıların gayretleriyle 23 Aralık 1876’da ilan edilen Birinci Meşrutiyet ile yeni bir boyut
kazanmıştır. Lakin Meşrutiyet dönemi kısa sürmüş, Osmanlı – Rus Savaşı gerekçe gösterilerek
Meclis 1878 yılında II. Abdülhamit tarafından süresiz tatil edilmiştir. Meşrutiyeti ilân etmek
vaadiyle Genç Osmanlılar tarafından tahta çıkarılan II. Abdülhamit 1908 yılında ilan edilecek II.
Meşrutiyet’e kadar ülkeyi otoriter bir şekilde yönetmiştir.
Mutlakıyet rejiminin tekrardan Osmanlı Devletine hakim olmasının ardından muhalif
hareketler yeniden ivme kazanmıştır. Temel gayeleri meşrutiyeti yeniden ilan ettirmek olan
muhalifler yurt içinde ve yurt dışında çeşitli cemiyetler kurmuşlar ve mücadelelerine örgütlü
olarak devam etmişlerdir. Avrupa’da faaliyet gösteren Jön Türk cemiyetlerinin yanı sıra Osmanlı
toprakları içerisinde de cemiyetler kurulmuştur. Özellikle eğitim kurumlarında geniş bir yayılma
alanı bulan özgürlükçü fikirleri öğretmenler de desteklemekteydi. Sivil okulların yanı sıra Harp
Okulu’ndaki özgürlük çalışmaları da yoğunluk kazanmaya başlamıştı. Sıkı denetim altında
bulundukları halde öğrenciler memleketin yönetimi ile ilgilenmekte idiler. 1
II. Meşrutiyet’in
mimarı ve dönemin özgürlükçü hareketlerinin lokomotifi olarak kabul edebileceğimiz İttihat ve
Terakki Cemiyeti’nin kuruluşu da dönemin önemli okullarından olan Askerî Tıbbiye Mektebinde
*Gazi ÜŶiversitesi, “osyal Biliŵler EŶstitüsü, YakıŶçağ Tarihi Biliŵ Dalı, ϮϬϭϳ-ϮϬϭϴ Yılı Yüksek LisaŶs ÖğreŶĐisi
1
Enver Ziya Karal, OsŵaŶlı Tarihi IX, TTK, Ankara, 2011 s. 7.
gerçekleşmiştir. Cemiyet ilk olarak İttihadı Osmanî adıyla 1889’da kurulmuş, aynı yıl Paris’teki
Jön Türklerin lideri Ahmet Rıza Bey ile temasa geçerek “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti”
adını almıştır. 2
İstanbul’da kurulan bu cemiyetin kurucuları İshak Sukûti, İbrahim Temo,
Abdullah Cevdet ve Mehmet Reşid’dir.3
. Paris’teki Jön Türklerle irtibat sağlanmasına rağmen
özellikle Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde sürgün ve kaçak hayatı yaşayan diğer Jön Türklerle de
ilişki kurulması icap etmekteydi. Jön Türkler’in hepsi mutlakıyet yönetimini yıkmakta birleşmiş
olmalarına rağmen, tekrar ilan edilmesi öngörülen meşrutiyet yönetiminin devlete vereceği şekil
hakkında bir düşünce birliğine sahip değillerdi. Çünkü Jön Türkler diye adlandırılan grup çeşitli
din, etnik köken, siyasi ideolojiden insanları bünyesinde barındırıyor, haliyle de herkesin
meşrutiyete yüklediği anlam farklı oluyordu. İdealleri birleştiren yegane nokta ise II. Abdülhamid
istibdadına karşı takındıkları muhalif tavırdı. Çeşitli memleketlere dağılmış bütün Jön Türk
gruplarını bir merkez etrafında birleştirmek ve ortak bir hareket yolu çizmek amacıyla 4 Şubat
1902 tarihinde Paris’te gizli bir toplantı yapıldı.4
- Jön Türk Kongresi olarak anılan bu toplantıda
yaşanan tartışmalar neticesinde bir birlik sağlamanın aksine gruplar arasındaki teorik ve pratik
ayrılıklar daha da derinleşti. Kongre neticesinde Paris’te birleşmek adına toplanan Jön Türk
grupları Prens Sabahattin’in çevresinde bulunan ve çoğunluğu teşkil edenler ile, İttihat
Terakki’nin ilk kurucuları ve Ahmet Rıza Bey’in çevresinde toplananlar olarak iki farklı gruba
ayrıldılar.5
İki grup arasındaki görüş ayrılığının temel nedeni Meşrutiyet’in ilanının yöntemi ile
ilgiliydi. Zira Prens Sabahattin, hürriyetin yeniden teşkil edilmesi için yabancı devletlerin siyasi
ve hatta askeri müdahalesini meşru görüp bunu savunurken, Ahmet Rıza Bey ve ekibi bu görüşe
şiddetle karşı çıkmaktaydı. Kongreden sonra Prens Sabahaddin-İsmail Kemal ikilisi, Osmanlı
Hürriyetperveran Cemiyeti adında ve İngiliz desteğiyle darbe yapmayı amaçlayan bir örgüt
kurdular6
Bu süreçte Prens Sabahattin’in en büyük destekçileri Jön Türkler arasında bulunan
Ermeni ve Rum gruplar olmuştur. Yine bu süreçte Prens Sabahattin ekibi tarafından “ Teşebbüs-ü
Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti” kurulmuş, Ahmet Rıza Bey ekibi ise “Terakki ve İttihat
Cemiyeti” kurularak neşir ve propaganda faaliyetleri yürütülmüştür. İttihat ve Terakki Cemiyeti
uzun süre değişik düşüncelere sahip grupları bünyesinde barındırmış fakat görülen çöküntü, artık
anlaşamayan bu kimselerin bir arada bulunmalarını anlamsız kılmıştı.7
1.1. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti
Avrupa’da bunlar yaşanırken Osmanlı topraklarında da meşrutiyetin ilânı için örgütlenme
faaliyetleri yürütülmekteydi. Bu cemiyetlerden en önemlisi, Mustafa Kemal Bey’in Suriye’de
kurup Selanik’e taşıdığı Hürriyet Derneğinin üyelerinden müteşekkil olan Osmanlı Hürriyet
Cemiyeti’ydi. Selanik o dönemlerde, istibdada karşı gelişecek hareketler için elverişli bir ortama
2 Tarık )afer TuŶaya, Türkiye’de Siyasal Partiler Cilt ϭ, Hürriyet Vakfı, İstaŶďul, ϭϵϴϴ s. 19.
3 NeĐdet Hayta, Uğur ÜŶal, OsŵaŶlı Devleti’Ŷde YeŶilşeŵe Hareketleri, Gazi Kitapevi, Ankara, 2017, s, 194.
4
Kemal Karpat, Türk Deŵokrasi Tarihi, Tiŵaş, İstaŶďul, ϮϬϭϬ s. 100.
5 Rifat Uçarol, Siyasi Tarih, Harp Akadeŵileri Basıŵevi, İstaŶďul, ϭϵϴϮ, s. 353.
6
Şükrü HaŶioğlu, ͞İttihat ve Terakki Ceŵiyeti͟ TDV İslaŵ AŶsiklopedisi Cilt: Ϯϯ, 2001, s. 479
7
Şükrü HaŶioğlu, Bir Siyasal Örgüt Olarak OsŵaŶlı İttihad ve Terakki Ceŵiyeti ve JöŶ Türklük (ϭϴϴϵ – 1902),
İletişiŵ, İstaŶďul, s. 376.
sahipti. Makedonya’nın başlıca kenti ve en büyük limanı olmasının yanında bir ordu merkezi idi
ve bünyesinde çok sayıda asker ve rütbeli subay barındırmaktaydı. 8
Harp okulu yıllarından
itibaren özgürlükçü düşünceyi bünyelerinde barındıran subaylar bunun yanı sıra devletin içinde
bulunduğu durumdan da oldukça rahatsız olmaktaydı. Özellikle Makedonya’da baş gösteren çete
faaliyetleri, toprak kayıpları ve yabancı devletlerin Osmanlı iç siyasetine yön verme hamlelerinin
sebebini doğrudan II. Abdülhamit olarak gören genç subaylar yeni arayışlar içerisine girmişlerdir.
Bu atmosfer içerisinde daha sonraları Osmanlı Devleti’nde Sadrazamlık makamına kadar
yükselecek olan Talat (Paşa) Selanik’in elverişli ortamından da faydalanarak ihtilal fikrini
yaymak için dernekleşme faaliyetine girişti ve neticesinde Osmanlı Hürriyet Cemiyeti vücuda
getirildi. Cemiyetin kuruluşu için organize edilen ilk toplantıda Talat Bey’den başka Bursalı
Mehmet Tahir, Nakî Bey, Ömer Naci Bey, İsmail Canbolat Bey ve Edip Servet Bey bir araya
gelerek ülkenin o günkü meselelerini konuşmuşlardır. 1906 Eylülünde Şükrü Bleda’nın evinde
yaptıkları toplantıdan sonra hükümete karşı gizli çalışacak olan “Osmanlı Hürriyet Cemiyetini”
kurmuşlardır.
9
İlk toplantıya katılan kişiler incelendiğinde yeni kurulan cemiyette asker kökenliler
çoğunluğu teşkil etmektedir. Cemiyetin taraftar kazanma ve genişleme sürecinde de askerlerin
katkısı ve teveccühü oldukça fazla olmuştur. Cemiyet kuruluş sürecinde dünyada faaliyet
gösteren gizli cemiyetlerin şemalarını ve çalışma prensiplerini incelemiş İtalyan Birliğinin tesis
edilmesinde büyük bir görev üstlenen “Carbonari Cemiyeti”nin gizli çalışma usullerini
beğenmişlerdir. 10 Gizliliği korumak adına çeşitli taktikler geliştiren Cemiyet, üye kabulü
sırasında da alışılmışın dışında bir takım ritüeller uygulamaktaydı. Cemiyet, üyelerinden tam bir
sadakat ve adanmışlık beklemiş ve cemiyetin karakteri eşitlik, kardeşlik ve ülkücülük ilkelerine
dayanmıştır.11
Selanik’te yaşanan bu gelişmeler Paris’teki Jön Türklerin de dikkatini çekmişti, aynı
zamanda Osmanlı Hürriyet Cemiyeti de çalışmalarını daha geniş bir sahaya yaymak adına
Avrupa’daki Jön Türkleri yakından takip etmekteydi. Çalışmalarını gizlilik içinde yürüten
cemiyetin üyelerinden Ömer Naci ve Hüsrev Sami’nin faaliyetlerinin deşifre olması ve İstanbul’a
jurnallenme tehlikeleri üzerine bu ikili Talat Bey tarafından yurtdışına kaçırılmıştır. Bu kaçış
Paris’teki Ahmet Rıza Bey ve ekibiyle de teması doğurmuştur. Görüşmeler neticesinde Selanik
ve Paris merkezli iki cemiyet ortak idealler çerçevesinde birleşme kararı almışlardı. Sağlanan bu
birleşmenin ardından Osmanlı Hürriyet Cemiyeti, Terakki ve İttihat adını almıştır.12 Birleşme
neticesinde cemiyet Paris ve Selanik olmak üzere iki merkezden yönetilmeye başlandı. İki genel
merkez de birbirinden bağımsız hareket etmekle birlikte Paris genel merkezi Avrupa’daki
şubeleri yöneten dış genel merkez, Selanik ise Osmanlı topraklarındaki faaliyetleri yürüten iç
genel merkez pozisyonundaydı. Dış Genel Merkez herhangi bir gizlilik faaliyeti içinde
bulunmazken, Selanik’tekiler gerek bulundukları devlet görevlerinden, gerekse hafiyelerin
jurnalinden dolayı gizli kalmayı tercih etmişlerdir. Teşkilatlanma faaliyetlerine hız veren
Selanik’teki genel merkez kısa sürede meşrutiyet mücadelesinin hareket noktasını oluşturmuştu.
8
Karal, a.g.e., s. 8.
9
İhsaŶ GüŶeş Türk ParlaŵeŶto Tarihi, TBMM Vakfı YayıŶları, AŶkara, s, 232.
10 Karal, a.g.e. s, 11
11 Karal, a..g.e s. 12
12 Tunaya, a.g.e. s. 22
Enver Ziya Karal bu konuda; Paris’teki genel merkezle birleşmenin sadece moral bakımından bir
artı sağladığını ve meşrutiyete götüren olayların Selanik Genel Merkezi’nin çalışmaları
doğrultusunda başarıya ulaştığını söyleyerek, Selanik’teki cemiyetin önemine işaret etmektedir.13
Son vak’anüvis olarak bilinen Abdurrahman Efendi II. Meşrutiyet olaylarını kaleme aldığı
eserinde cemiyetin kuruluşunu; “Makedonya ihtilâlinin neticesi olarak teşkil kılınan Rumeli
müfettişliği ecnebi komiserlerinden mürekkeb bir meclis ile bi’l-istişare vilâyât-ı selâsenin
tanzîmat ve teşkilat ve i’mârâtına me’mûr kılındığından bu makâsıd-ı vatan perverâne ile İttihad
ve Terakki Cem’iyyeti nâmıyle Selânik’de bir cem’iyet te’sis edildi ve memalik-i Osmaniyye’nin
sâir şehirlerinde ve hattâ İstanbul’da dahi gizli gizli adamlar bulmaya ve şubeler teşkiline ve
vesâit-i münasibe ile icrâ-yı neşriyâta muvaffak oldu.”14 şeklinde anlatmaktadır.
İttihat ve Terakki Cemiyeti Balkanlarda ve Anadolu’da ciddi bir propaganda faaliyeti
içerisine girişti. Asker, memur, öğretmen ve halktan geniş bir taraftar kitlesi oluşturmuştu.
Osmanlı vatanının içerisinde bulunduğu sıkıntılı süreç ve halkta doğan bundan kurtulma isteği
İttihatçıların işini kolaylaştırmaktaydı. Muhalefet kanadında tüm bunlar olurken Osmanlı Devleti
Rumeli topraklarında Avrupalı devletler tarafından desteklenen ayrılıkçı unsurların çıkarttığı
sorunlarla da uğraşmak durumundaydı.